fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Y.Arslan Çınar // Günlerin Getirdiği

HAYATIN YARISI SÖYLEMEKSE, DİĞER YARISI DA YAZMAKTIR... [Anonim]

Bir Harfle Başlayıp, Sonrasında Hayatı İstemek...

Bu düz yazıyı bir zamanlar ömrümüzün kesiştiği bölümünde 6 ayımı beraber geçirdiğim Erzurumlu Mesut kardeşime adıyorum. Yaşadığımız zorlu ama öğretici günlerin hatrına yazılmıştır...

Her zaman olmasa da: yeri geldiğinde insanları kırabilecek kadar "dürüst" olmalısınız. Çünkü; asıl o zaman gerçek dostları kazanıp -sepetteki sağlam elmaların içinden çürükleri ayıklamaya başlarsınız ya da en kötü ihtimalle [bir dostu-bir gerçeği söylemek uğruna] kaybedersiniz. Hayat bu riski almaya değer. Çünkü; kaybedeceklerimizin yanında kazanacağımız şeylerin sayısı çok daha fazla...

Kocaeli'nin Gebze ilçesine bağlı Çayırova beldesinde inşaatta çalışırken Erzurum"lu bir arkadaşım vardı.Adı Mesut'tu. Saf, iyi niyetli, bir köylü çocuğuydu. Güçlü, kuvvetliydi. Tek eksiği okumamış olmasıydı. 2 yıldır çalıştığı şantiyede onunla aynı zamanda işe başlayanlar ustabaşı sınıfına ayrılmışken o hala kalfalıkta ömür törpülüyordu. İşlerini gayet iyi yapıyordu.Şantiye şefleri her zaman sırtını sıvazlayıp zor ve ağır işleri sözde iş bölümünü göre ona veriyorlardı. O da sesini çıkarmıyordu -gık demeden hallediyordu işleri genelde. Ne iş verilse en büyük görev verilmişcesine özveriyle yapıyordu. Fakat Mesut'u diğerlerinden ayıran bir gerçek vardı. O da yöneticilik vasfını -yani insanları yönetme sanatını öğrenememiş olmasıydı. Köylü olmanın -şehirdeki insanlarla aynı dili konuşmasına rağmen -sanki bir alt sınıftan gelmişçesine hak ettiği yere bir türlü gelememişti.

Çalıştığımız günlerden bir akşamüstü yemek yapma sırası bendeyken; Mesut'a veresiye defterine aldığım malzemelerle ilgili birşeyler sordum. Bakkala yazdırıyorduk aldığımız herşeyi o zamanlar. Aybaşlarındaysa ben ya da Mesut gidip kapatıyorduk hesabı. Bakkalın tuttuğu veresiye defterinin yanında -birde bizde küçük not defterimiz vardı. Herkesin tahmin edeceği gibi bakkaldan kelek atılmasını önlemek için.

Mesut'a bakkaldan aldığımız ekmeğin, tuzun ve 1 kilo pilavlık pirinci yazdırıp yazdırmadığını sordum. Eğer yoksa veresiye defterine eklemesini söyledim. Mesut önce cevap vermedi. Elinde olmayan birşeyi varmışcasına büyüten bir çocuk gibi sustu bir süre. Sonra oturduğu yerden "Benim hesabım kuvvetli. Yalnız, okumam yazmam pek yok. Paraları da üzerlerindeki şekillerden ve renklerinden ayırt ediyorum" demişti biraz utanarak ve sıkılarak.

Bende böyle diyince üzerine gitmedim. Üstelemedim. Aldım yazdım bakkaldan aldığımız malzemeleri deftere. Arkasından iki kalas üstüne serdiğimiz gazete eşliğinde yedik yemeğimizi. Bulaşıkları yıkayıp, ranzalara geçince günlük işlerden konuştuk. Muhabettimizi ettiğimiz konuların hepsi günlük işler ve ortak sıkıntılarımızdı. Genelde sorunlarımız; maaşların azlığı, sigortalar primlerimizin zamanında yatırılmamasıydı. En kötüsüyse bizimde başımıza da gelebilecek bir iş kazasıydı. Çalıştığımız inşaatın karşısında bir inşaat işçisi asansör boşluğuna düşüp ölmüştü. Herkesin dilindeydi bu olay. Cinayet diyende oldu. Sonunda iş kazası olduğu netleşti. Kendi hatasıymış. Hayatın hatasındaysa geride kalan dul eşi ve çocukları kalmıştı. Bunları konuştuktan uygun bir anı kollayarak muhabbet arasında "Mesut istersen sana okuma yazma öğretebilirim kardeşim" dedim. Başta istemedi. Çekindi. "Boşver, zaten bütün gün çimento taşımaktan belin ağrıyordur. Birde benimle mi? uğraşacaksın!" demek istedi.Cümlemeye devam etmesine izin vermeden araya girip "Benim için sorun olmaz." diyerek üsteleyince; Kabul etmek zorunda kaldı.

Ertesi gün bakkaldan veresiye defterine yazdırarak aldığımız 3 ortalı çizgili küçük bir defterle başladık derslere. Alfabenin A"sından Z"sine tek tek, yanında sayıları da yad ederek 20 gün içinde hecelere geçtik. A ile B yan yana gelince AB şeklinde heceleyerek yol almaya devam ettik. Mesut'ta arada boş durmadı. Defterine en az bir harfi 2 sayfa yazarak çalıştığı heceleri gün içinde şeklini kuma, toprağa çizerek -geceleri hecelerden birer birer kelimeleri vagonlar misali trene birleştirip kelimelere dönüştererek gösterdi çabasını. Üçüncü haftanın başında yavaş yavaş sökmeye başladı okumayı. Şantiye şefine durumu anlatınca yerleşim merkezine uzak olan inşaat alanına bir dahaki gelişinde oğlunun bir kitabını getireceği sözünü verdi bana. Mesut'a ilk kitabını Şantiye şefi Murat Beyden aybaşından aldı. Hemde paketlenmiş mavi bir kağıdın içinde.

Mesut"un ilk kitabı: John Steinbeck"in Fareler ve İnsanları oldu.Hatta kitabı eline alıp kitabın ismini okuduğunda; "Burada yeterince tarla faresi var. Birde farelerin özel hayatlarını mı? okuyacağım dostum" demişti. Bende bu farklı. 'Okuyunca anlarsın.' demiştim.

Fareler ve İnsanlar'ı okuyarak başladı hayata Mesut. Kitap bitince veresiye defterini elden geçirdi. Okudu bütün aldığımız şeyleri. Hesapladı kafa matematiğiyle. Hatta alay bile etti bakkal Hüseyin Amca'nın el yazısıyla. Son maaş günü vedalaştık. O Erzurum'a ailesinin yanına döndü. Bense okul sınavlarının verip mezun olma telaşına düştüm.

Yıllar geçti aradan. Bir işim gittiğim Kadıköy'de yanında bir bayan gördüm. Tanıştırdı. Eşiymiş yanındaki hanım. Evlenmiş bizim kalfa. Bir kızı olmuş. İstanbul'a yeni bir iş görüşmesi için gelmiş. Bu sefer niyeti ailesini yanına aldırmakmış. Onun için uğraşıyormuş buralarda. Ayrılırken bana teşekkür ett. Bana hayatta bir insanın bir insana verebileceği en güzel şeyi hediye ettiğimi. O hediyeninde okuma-yazma olduğunu söyledi. Şimdiyse bir şirketten teklif aldığını. Şantiya şefi olarak proje çizimlerini ustalara anlatıp, onları yönlendirip beraber insanlara ev yapacaklarını söyledi. Hayatımda üniversiteden mezun olduğumda kürsüde diploma alırken bile bu kadar başka duygular içerisine girmemiştim. Vedalaştık sonra Erzurumlu Mesut kardeşimle. Ve eşiyle otobüse bindirip uğurladım onları. Uzaklaştılar asfaltlı eskimiş çukur yol üzerinde; sıcak bir İstanbul gününün akşamında...

Modernleşen dünya da; insanların birbirlerine bakışları bile değişirken; eğitimin neden? bu kadar gerekli ve değerli olduğunu birkez daha kavradım. Eğer insan kendisine bir atlama tahtası arıyorsa hayat okulunda; elverişli merdivenler eğitim ve onun kurumlarından geçiyor. İster yurt içi, isterse yurt dışında olsun eğitim. İnsanda sosyal bir uyanışa itiyor. Kaderinin tekdüze yolunda gerçeğini insaların ellerine almasına bir şans veriyor. Bir millet olarak bunun hala farkında değiliz. Kız çocuklarımızın çoğunu yapılan kampanyalara rağmen göndermiyoruz okula. Bağnaz fikirler geleceğimizi köreltiyor. Filizleri ekemiyoruz toprağa. Doğu bölgelerimizde hala okumuş insan sayısı hala çok fazla. Ve bunun eksikliğini, Hukukta, Sağlıkta, Ekonomi alanında, iktisadi girişimlerde, sokak aralarında üç kuruş için işlenen balici-tinerci cinayetlerinde birebir görüyoruz. Yaşıyoruz. Milleti yönetenlerde eğitimsizliğin koca boşuklar açtığı mideleri güzel sözlerin eşliğinde vaatlerle kandırarak bu adi -acı gerçeğe çanak tutmakta.

Ve tarihin ışığında -olayları güncel sorunların işlevselliğiyle birleştirerek sınırları kanla çizilien bir ülkeyi düşünüyorum. Hudut boylarında nöbet tutan Mehmetçikleri. 2.5 liralık keleş kurşununa sönüp -yaşanmamış bir hayatın arifesinde ölen genç kardeşlerimi görüyorum ağlayan anaların gözlerinde. Ve sonrasında ciddi ciddi sövüyorum bu ülkede adam gibi gözüküp, entellektüel geçinen birçok aydın müsvettesine. Batıya özenirken, kendi gerçeklerimizi (çıplak gözle görüpte) gösteremeyen, topluma yeni yollar açamayarak -geleceğimizi ellerimizle kurma şansı veremedikleri için...

Yorumlar

  • arkadaşına verebileceğin en güzel hediyeyi vermişsin gerçekten. belki okumamış olsa aynı yerde kalacaktı. en fazla ustabaşı olacaktı. şimdiyse şantiye şefi olmuş. çok güzel birşey yapmışsın. Başka hikayelerin varsa yazmaya, paylaşmaya devam et bence.başarılar
  • Ayşegül Hanım yorum için teşekkürler, kenarda yazdığım hikayelerim yok,
    Arada yazıyorum, karaladıkça aktaracağım buraya. Saygılar,
Bakmakta olduğunuz sayfa başta siyasi konular olmak üzere, az çokta güncel sorunların yorumlandığı kişisel bir blogtur. Site içerisindeki bütün metaryaller emeğe saygı ve etik açıdan kaynak gösterilmek suretiyle kullanabilir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. İletişim için arslancinar@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz. "Y.Arslan Çınar // Günlerin Getirdiği - Yayına Geçiş Tarihi: 25 Ocak 2009 ©"